Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

SON KURBAĞA ÖPÜCÜ

 mayi

Kankul badi kitabıyla tek benzerliği Murat Yediyüzyıl'ın yazması olan çok kısa ortaçağda geçen bir mistik öykÜ

    Yıl 424:

    Bir kızı olan Kral, sürekli kurbağa öpen kızından rahatsızdı. Günün birinde,  Bu kız bir gün elbet gidip zehirli bir kurbağayı öpecek. O zaman da ölüp gidecek. Kraliyetin başka varisi de yok. Bari gidip büyüyle kurbağaya çevrilmiş bir prens bulayım da evlensin barklansın. Çocukları olsun. Ondan sonra istediği kadar kurbağa öpsün. Kraliyetin gelecekte yönetecek birçok varisim olmuş olur. En azından damadı kral yaparız." diye düşünmüş.

 

    Şimdiki çağda bulamazsınız, orta çağda küçük küçük krallıklarda cadılar olduğu için, cadıların farklı hayvanlara çevirdiği canlıları satan “Cadı shop” türünde dükkanlar varmış. Mülkiyeti cadılarda olsa da işletmecisi cadıların parayla tuttuğu insanlarmış. 

 

    Kral bu cadı shoplardan birine gidip öpülünce prense dönüşen kurbağa istemiş. Tabi eleman acemi, yarım saat arayıp bir kurbağa bulmuş. Kral, kızı gibi kurbağa sever olmadığı için de aldığı kurbağayı topraktan yapılma bir küpün içine paket yaptırmış. Ardından, topraktan küpü alarak kalesinin yolunu tutmuş.

 

    Kral, kalesine gider gitmez, kurbağaya fırçayla benekler çizdirmiş. Boya kuruyunca kale çevresini kuşatan gölete atmış. 

 

    Sonraki gün Kral, kızını kaleden çıkmak üzereyken görmüş. "Kızım nereye gidiyorsun?" diye sormuş.

 

    Kızı, "Baba baba, bugün yine daha önce görmediğim bir kurbağa bulup öpeceğim." demiş.

 

    Kral, gülümseyerek, "Kızım onun için gitmene hiç gerek yok. Bu sabah pencereden bakarken, kale çevresindeki göletten gelen kurbağa sesleri duydum. Baktığımda daha önce görmediğim bir kurbağa gördüm. Onu yakala da öp." demiş.

 

    Kralın kızı heyecanlanmış. "Baba baba bu harika bir haber demiş. Hiç vakit kaybetmede gölet çevresinde gezinerek o kurbağayı aramış. Birkaç saat içinde de bulmuş. Kurbağayı yakalamak için de bir saat kadar zaman harcamış. Ama en sonunda amacına ulaşmış. Avuçlarına aldığı kurbağaya hayranlıkla bakmış. Kurbağa kaçmaya kalkmış. 

 

    Kralın kızı, “Dur gitme, seni öpeceğim.” demiş. Kurbağayı yavaş yavaş dudaklarına yaklaştırmış. Büsbütün yaklaştırdığı anda kurbağa burnunu ısırmış. Kralın kızı, acı içinde kurbağayı burnundan çekmiş. Avuçlarında sıkıca tutarak. “Seni öpmekten vazgeçtim. Birkaç saat bahçede oynatayım. Sonra tekrar suya atarım.” demiş.

 

    O sırada kızını pencereden izleyen Kral endişelenmiş. “Emeklerim boşa gidecek. Hanedanımın sonu gelecek. Eyvah.” diye düşünmüş. Apar topar bir fikir düşünmüş. Hemen yardımcılarına emir vermiş. Kalenin bayan çalışanlarını yanına çağırmış. Onlarla kısa bir toplantı yaparak durumu anlatmış. “Bana yardım edin yoksa Krallık bitecek. Krallık biterse hepiniz devletsiz kalırsınız. Sizi kargalar götürür.” demiş.

 

    Bayan görevliler Majesteleri ne yapmamız gerekir?” diye sormuşlar.

 

    Kral, “Pencerelere çıkın, kızıma kurbağayı öpmesi için tezahürat yapın. ‘Öp öp öp!’ falan deyin. Bir şekilde ikna edin.” demiş.

 

    Bayan görevlilerden biri, “Kralım, diğer arkadaşlarım pencereden görev yapsınlar. Ama isterseniz ben prensesin yanına gideyim. Onu konuşarak ikna edebileceğime inanıyorum. Tabi siz emrederseniz majesteleri.” deyip hafif dizini kırarak selam vermiş.

 

    Kral, “Bu çok güzel bir fikir.” diyerek, bayan görevliye, “Tabi tabi, hemen git ve kızımı ikna etmeye çalış.” demiş. Ardından da kale kapısını açtırıp, bayan görevliyi dışarı çıkarmış. 

 

    Görevli bayan, neşe içinde koşarak, Prensesin yanına gitmiş. 

 

    O sırada Kral da saçlarını karıştırıp, “Hayret, bu kadar ikna edici bir kız olmasına şaşırdım. Beni bile ikna etti. Ama 19 yaşına geldi halen daha evlenemedi.” diye düşünmüş. Birkaç dakika sonra da diğer bayan görevlilere “Tezahürata başlayın. işareti yapmış.

 

    Bayan görevliler, tezahürata başlamışlar. “Öp öp öp!” sesleriyle etrafı inletmişler. Öyle ki kaleye saldırmak için ağaçların arasında pusuda bekleyen bir krallığın ordusu da sesten korkarak kaçmışlar. Tabi onların haberi olmamış.

 

    Bayanlar tezahürat yaparken, prenses de ilginç bir biçimde elindeki kurbağayı yere bırakarak, kaleye doğru yönelmiş. Kral ve bayanlar şaşkınmış. Onlar prensese bakıp, geri dönmesi için tezahüratlarını sürdürürlerken, prensesi ikna etmek için dışarıya çıkan bayan görevli, çevreden dikkat çekmemek için kısa adımlar atarak kurbağaya yaklaşmış. Yanına varınca da kurbağayı aniden yerden alarak, öpmüş. 

 

    Kurbağa aniden timsaha dönüşmüş. Hemde öyle böyle değil. 20 metrelik bir timsaha dönüşmüş. Meğer, cadı shopun sahibi olan cadı bu timsahı kurbağaya çevirmişmiş. Acemi eleman da o cadının insanlar üzerine büyü yapmadığını bilmediği için prens olacaktır diye o kurbağayı vermiş.

 

    Timsah, bayan görevliyi kovalamaya başlamış. O sırada kale kapısına yaklaşmakta olan prenses dalgın ve arkası dönük olduğu için birden bire durumun farkına varamamış. 

 

    Pencerelerden bakan Kral ve bayan görevliler bu kez, “Kaç kaç kaç!” diye tezahürata başlamışlar. 

 

    Onları duyan prenses bir an duruma anlam veremese de arkasına dönüp baktığında kaçan bayan görevliyi ve dev timsahı görmüş. “Anne!” diyerek, kapıya doğru kaçmış. O koşana kadar kocaman kale kapısı gürültülü bir biçimde açılmış. Prenses koşarak içeriye girmiş. Ardından da kale kapısını kapatmışlar. 

 

    O sırada bayan görevli, timsahtan kaçışını kalenin az ilerisindeki ormanda sürdürüyormuş. 

 

    Prenses kaleye girdikten sonra Kralın yanına gitmiş. Kral, kızının kurtulduğuna çok sevinmiş. Ama merak içindeymiş. “Kızım, o kız o kurbağanın timsaha dönüşeceğin nasıl anladı da seni kurtarmak için kendini feda etti? Gidip kurbağayı öptü.” diye sormuş.

 

    Prenses, şaşırdı. Çünkü arkası dönük olduğu için o timsahın kurbağadan dönüştüğünü görmemişti. Bir süre kemküm ettikten ve şaşkınlığını atlattıktan sonra, konuşmaya başladı. “Ama o kız bana kurbağanın üzerindeki beneklerin çok az rastlanan ölümcül bir kurbağa hastalığı olduğunu, tedavisi de olmadığını söyledi. Çok da ikna ediciydi. İnandım, kaleye geri dönmeye karar verdim.” demiş.

 

    Kral sakallarını kaşıyıp, “Hayret, o kurbağayı neden öptü acaba?” diye sormuş. Hiç şüphesiz cevabını biliyormuş ama kurbağayı kendisinin getirdiğini kızını belli etmemeye çalışıyormuş. 

 

    O sırada bayan görevlilerden biri gülmeye başlamış. Kral kızmış. “Arkadaşını o kocaman timsah kovalarken sen nasıl gülersin!” demiş.

    

    Kız özür dileyerek, gülmesinin sebebi anlatmak için izin istemiş. Kral izin verince, “Kralım, o arkadaşımız 2 senedir cadı shoptan bir kurbağa prens alabilmek için para biriktiriyordu. Malum kurbağa prensler çok pahalı. 

 

    Arkadaşımızı hep de ‘Ben çok güzel bir kız değilim. İnsan şeklinde bir prens beni beğenmeyebilir. Hem prens beni burada nereden görecek de beğenecek, en iyisi kurbağa prenslerdir. Hem öpüp insan yağınca mecbur evlenecek.’ derdi.

 

    Kral, “O da güzel değilse, kim güzel olabilir ki? Ben sırf onun için harem kurup haremime alacaktım.” demiş.

 

    Bayan görevliler gülmeleri gelmesine rağmen Kral kızar diye gülmemişler. 

 

    Prenses, babasının bu sözleri üzerine, “Babaa! Annem çok kızar.” demiş. O sırada kurbağa olayını babasının başlattığını anlasa da o konuda bir şey söylememiş.

 

    Kral, “Şaka yaptım kızım. Kızını güzelliğini biraz abartayım istedim.” demiş. Birkaç dakika sonra da görevli kızı timsahtan kurtarmak için bir askeri birlik göndermiş. Ama ne kadar uğraştılarsa ne timsahı ne de görevli kızı bulamamışlar. 3 gün sonra çaresizce kaleye geri dönmüşler. “Timsah kızı yemiştir.” diye düşünmüşler. Kral, 3 gün yas ilan edilmiş. Bu yas, “Kral bu kıza gerçekten aşıktı.” dedikoduları çıkmasına neden olmuş.

 

    Prenses, timsah saldırısı olduğu o günden sonra, “Ne olur ne olmaz, doğal kurbağaları öpeyim.” diye kaleden daha da uzaklaşmaya başlamış. 

 

     Kral, bu durumdan hiç ama hiç memnun değilmiş. “Hanedan bitecek hanedan. Kızımın zehirli bir kurbağaya rastlaması an meselesi.” endişesi içindeymiş. Tabi bu duruma sebep olmasından sorumlu tuttuğu cadı shopu da kapattırmış. Bununla da yetinmeyip, ülkedeki bütün cadı shopları kapatmış. Cadılar durumu kınamak için süpürgelerine binip kalenin etrafında uçmaya başlayınca, cadı avı geleneğini başlatmış. Mancınık ve oklarla cadıları vurdurmuş. Tabi bu cadı avı geleneği zamanla daha geniş alanlara yayılmış.

     

     Aradan 8 ay geçmiş. Kralın kızı yine kurbağa öpmeye giderken, kale kapısında bir ulakla karşılaşmış. Ulağın elinde küçük bir sandık varmış. Merakına yenilerek, kurbağa öpmeye gitmekten vazgeçmiş. Ulakla birlikte Kralın yanına gitmiş. Ulak huzura çıkar çıkmaz, Kralın emriyle sandığı açmış. Sandığın içinden bir mektup ve bir çift ayakkabı çıkmış. Ayakkabı Kralı hayli şaşırtmış. Çünkü daha önce tahta ayakkabı dışında bir ayakkabı görmemiş.

 

    Ulak sandık açıldıktan sonra Kralın emriyle mektubu okumaya başlamış.

 

    Mektupta, “Kralım, nasılsın iyi misin? Ben eski çalışanlarınızdan Hillary. İsimden tanımanız zor olabilir. Çünkü yüzlerce çalışanınız var. Şöyle söylesem tanırsınız; Timsah kovalarken kaçan bayan görevlinizim. O günkü timsah kovalaması çok uzun sürmedi. 1 saat sonra timsah peşimde deniz kenarına ulaştım. Orada çok centilmen bir Prens, ordusuna emir vererek timsahı öldürttü. Derisinden de birçok ayakkabı yaptılar. O ayakkabılardan biriniz size hediye olarak yolluyorum. 

 

    Neyse sözü uzatmayayım. O Prens beni ülkesine götürdü. Kısa süre içinde aramızda etkileşim oluştu. Evlenmeye karar verdik. Davetiye de sandığın içinde.” yazıyormuş.

 

    Kral, ulak gider gitmez, hazırlıkları başlatmış. Düğün gününde ise kraliyet ailesi tam kadro düğüne gitmişler. Kral bu tropikal ülkedeki zehirli bir kurbağayı öpmek üzere olan kızını son anda durdurmuş.

    

   Düğün bittikten ve herkes evine döndükten sonra, Kral kızının kurbağa öpme meselesine kalıcı bir çözüm düşünmüş. Ülkenin 16 bilgesine detaylı bir kurbağa araştırması yaptırtmış. 3 ay içinde de 8 ciltlik bir kurbağa ansiklopedisi hazırlamışlar. Kral kızına ansiklopediyi  biter bitmez, 28. doğum gününe denk gelen günde hediye etmiş. 

 

    Prenses, ansiklopediyi okuduktan sonra kurbağalar hakkında daha çok bilgi sahibi olmuş. Kurbağa öpmeyi bırakmış. 

 

Yazan: Murat Yediyüzyıl